ALINTI YAZI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALINTI YAZI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2008 Çarşamba

MUTLULUK VEREN KOKULAR

-Yağmur sonrası toprak kokusu
-Yeni pışmış kurabiye kokusu
-Bebek kokusu
-Büyükanne ve dedeye ait evin kokusu
-Yeni serilmiş nevresimin kokusu
-Kahve kokusu
-Kitap kokusu
-Fırından yeni çıkmış ekmek kokusu
-Deniz kokusu
-Taze çiçek kokusu
-Tarçın kokusu

1 Mart 2008 Cumartesi

DÖRT MUM

Bilsek de, hatırlamakta yarar var.
Dört tane mum usul usul yanıyordu…
Ortalık o kadar sessizdi ki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz…
Birinci mum dedi ki:"Ben BARIŞ'ım.!Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim." Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum:"Ben VEFA'yım.!Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı." Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü…
Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dedi ki:"Ben SEVGİ'yim !Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular." Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti…
Ansızın..!Odaya bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü."Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?" dedi.Ve ardından ağlamaya başladı…
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:"Korkma, ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT'um!"
Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı…

6 Şubat 2008 Çarşamba

5 DAKİKA DAHA BABA

Güneşli bir gündü. Kadın parkta yanında oturan adama "Bakın, salıncakta sallanan şu kırmızı kazaklı çocuk benim oğlum" dedi.
Adam gülümseyerek "Güzel bir oğlunuz var" dedi. "Diğer salıncaktaki mavi kazaklı çocuk da benim oğlum"
Sonra saatine baktı ve "Heyyy, Todd, sanırım artık gitme zamanı" diye seslendi oğluna. Çocuk salıncakta yükselirken "Beş dakika daha baba, lütfen yalnızca beş dakika daha" diye karşılık verdi babasına. Adam başını "peki" anlamında sallayınca çocuk neşeyle sallanmaya devam etti.
Dakikalar sonra adam ayağa kalkarak tekrar seslendi oğluna "Todd, artık gidelim mi, ne dersin?" Çocuk yine gitmeye isteksiz "Ne olur baba, beş dakika daha, lütfen, beş dakika daha" diye bağırdı babasına. Adam" Tamam" deyince çocuk kahkahalar atarak sallanmaya devam etti.
Sonunda kadın dayanamadı ve sesinde gizli bir hayranlıkla "Ne kadar sabırlı bir babasınız" dedi .
Adam gülümsedi kadına. "Sabır değil yaptığım bayan" dedi.
"Büyük oğlum Tommy 'yi geçen yıl burada sarhoş bir sürücünün çarpması sonucu kaybettim. Buraya yakın yolda bisiklet sürüyordu. Tommy'e hiç yeterince zaman ayırmamıstım. Oysa şimdi onunla beş dakika daha fazla birlikte olabilmek için herşeyi yapardım. Todd'la ayni hatayı yapmayacağıma söz verdim kendi kendime..
O her "Beş dakika daha baba" dediği zaman , oyun oynamak için beş dakika daha kazandığını düşünüyor, oysa işin gerçeği ne biliyor musunuz? Ben onu oyun oynarken beş dakika daha fazla izleyebiliyorum, asıl kazanan benim.

SAĞIR KAPLUMBAĞA

Tarihin bir yerinde, canlı varlıklara kazanma hırsı aşılandığı bir vakitte, kaplumbağalar arasında bir yarış tertiplenmiş. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış.. Vakti gelince, bir sürü kaplumbaga arkadaşlarını seyretmek için yarış yapılacak bölgeye toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Seyircilerden hiçbiri arkadaslarının kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Kimileri bu inançlarını yüksek sesle dile getirmekten kaçınmıyorlarmış. Öyle ki, yarışmacıların bazıları :
".....Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" seslerini dahi işitebiliyormuş.
Yarismaya katılan kaplumbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmaz bir gayretle kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyircilerin sesleri yükselmeye baslamış; giderek bağıranların sesleri yarış alanında yankılanır olmuş:
"...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!"
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kaplumbağaların tümü ümitlerini, gayretlerini yitirmiş ve yarışı terketmisler.
Ama yarışta yapayalnız kalan son kaplumbağa, büyük bir gayret ile mücadele ederek, kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğer yarışmacılar ve seyirciler, hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler.
Bir kaplumbağa ona yaklaşmış ve sormuş, bu işi nasıl başardın diye.
O anda farkına varmışlar ki... Kuleye çıkan kaplumbağa sağırmış!
Sağır kaplumbağanın çıkılmaz sanılan doruğa tırmanmayı başarması ile, kaplumbağalar dere tepe demeden yeryüzüne yayılmanın, sabır ve kararlılıkla yol almanın ne demek olduğunu öğrenmiş ve bunları gerçekleştirmeye cesaret bulmuşlar.
Olumsuz düşünen insanları duymayın... Onlar kalbinizdeki ümitleri çalabilirler! Duyduğunuz ve okuduğunuz kelimelerin gücünü düşünün.
Bu suretle her zaman pozitif olmaya çalışmanın ilk aşamasını kaydetmiş olursunuz...
Rüyalarınızı gerçekleştiremeyeceğini söyleyenlere karşı sağır olmak, size seslenenlere saygısızlık değildir; düşünüze karşı saygınızı korumanız demektir.

27 Aralık 2007 Perşembe

Fare, Peynir ve Bilim Adamı...

Bir bilim adamının deney raporlarından:

1.gün: Fare uzun süre labirentin içinde dolandı ama peyniri bulamadı. İçgüdüleri zayıf.
3.gün: Negatif. Yalnızca labirenti değil odanın hemen her yerini aradı, tüm dolapları, çekmeceleri, kavanozları karıştırdı, hatta bir tablonun arkasına ve ceplerime bile baktı. Bu fare tam bir salak.
7.gün: En küçük bir ilerleme yok. Artık arama isteğini bile kaybetti, telefonla köşedeki büfeden iki karışık tost, bir ayran istemiş. Zekadan böylesine yoksun oluşu deneylerimde ilerlememi engelliyor.
18.gün: Zamanla becerilerini geliştirmesi gerekiyordu ama, sıfır! Bursa'dan aradı. "Kaygılanmamamı, peyniri kesinlikle bulacağını" söyledi. Ona gittikçe peynirden uzaklaştığını anlatmaya çalıştım ama, dinlemedi. Ciddi bir zeka sorunu!
74.gün: Umutsuzluğa kapılıyorum. Fare, henüz bir zeka belirtisi gösteremedi. En son Tibet'ten aradı, yaşamın anlamı gibisinden birşeyler bulduğunu söyledi. Ama peyniri bulamamış ve artık umrunda da değilmiş. Aptal hayvan! Hayallerimden ve kariyerimden, geriye küflü peynirler kaldı.
93.gün: Farenin peyniri neden bulamadığını sonunda anladım. Labirentin içine peynir koymayı unuttuğumu fark ettim bugün...

Son Nefeste Pazarlığa Girilince...
Genç bir adam haftasonu gölde balık tutuyordu. Oltasına değişik bir balık takıldı.Onu da sepetine, tuttuğu öteki balıkların yanına attı.
Fakat beklenmedik birşey oldu ve bu değişik balık, zıplayıp, konuşmaya başladı. "Beni hemen göle atarsan gerçekleşmesini istediğin üç dileğini yerine getireceğim" dedi.
Genç adam dudak kıvırdı. "Yalnızca üç dilek mi?" diye sordu.
Genç adamın kafasından son model ve en pahalı arabalar, deste deste paralar, güzel güzel kadınlar geçti.
"Üç dilek bana yetmez konuşan balık" dedi. "Gel anlaşalım sen beş dileğimi yerine getir ben de seni göle geri atayım."
Konuşan balık pazarlıktan hoşlanmadı "Kusura bakma, dostum" dedi. "Yalnızca üç dileğini yerine getirebilirim."
Genç adam, eline geçen bu fırsattan sonuna dek yararlanmaya bakıyordu. "Madem beş dileğimi yerine getiremiyorsun" dedi. "O halde dört dilekte anlaşalım."
Konuşan balık, bu kez zayıf bir sesle karşılık verdi. "Üç dilekten fazlasını yerine getirebilmem olanaksız" dedi.
Genç adam üç dilek mi tutmalı, yoksa gölde bu balık gibi başka balıklar da var mıdır diye düşünürken sonunda kararını verdi. "Peki, sen kazandın konuşan balık" dedi. "Anlaştık... Üç dilek tutmayı kabul ediyorum."
Onun bu sözlerine konuşan balık karşılık vermedi. Genç adam balık sepetine döndü, baktı... Biraz önce konuştuğu balık artık yaşamıyordu.

20 Aralık 2007 Perşembe

7 KUTSAL GERÇEK

Hafta 7 gün,
Gökkuşağı 7 renk,
Dünyanın 7 Harikasi kabul görmüş,
Soyumuz 7 göbek,
Dünyada varsayılır 7 kapı,
Dünyanın etrafında 7 gezegen,
Büyük Ayı 7 yıldız'lı,
İnsan 7 çakralı,
Nota sayısı 7,
İslam dininine göre Kainat 7 safhada yaratıldı,
Kabe'nin etrafı 7 kere tavaf edilir (dolaşılır),
Manevi bilgeliğin rakamı yine 7,
Katoliklerde 7 sakrament esas,
Yahudilerde Kutsal Şamdan 7 Mumlu ,
Eski Yunan Uygarlığında 7 Akıllı Adam varsayılmış,
Mitolojide ise 7 esas Tanrı varsaymışlar,
Mısır'da Güneş Tanrısı RA 7 ruhlu,
Tibet'te 7 Buda,
Çin'de kutsal 7 element varmış,
Feng Shui'de iletişim sayısı 7,
Tamamlanmış olmak eşittir 7,
Afrikalıların Kwanza Bayramı 7 sembollu,
Zulu süsleri 7 renkli,
Eskimolarda Kar 7 isimli,
Hürmüz bile 7 kocalı,
Dinlenmek haftanın 7. gününde,
Çiçeklerden 7 veren gül ,
7 Tepe üstünde Rio,
7 Tepe üstünde Roma,
7 Tepe üstünde İstanbul,
James Bond bile 007,
Yüzde 7 nokta (açık) var. (ağız, kulak 2, burun 2, göz 2),
Dünyada var olmuş 7 kıta,
Denizlerin figürativ sayısı 7,
Kızılderililere göre mevsimler 7 tane,
Avustralya yerlileri Aborjin ve Kulin'lere göre de mevsim 7 tane,
Tüm Japonlarda rakamların en uğurlusu 7,
Tarot falında 7 zafer,
Pamuk Prenses ve 7 cüceler,
İlkokulun başlangıcı 7 yaş
Gökyüzü 7 kat,
7 uyurlar + 7 ana günah (benden olsun)
Ve
UNESCO'nun bu sene 7 nci "kisiye özel" yılı :
2007 Mevlana Yılı
(MEVLANA Doğum yıl dönümü 1207 - 2007)

2007 YILINDA YAŞAMAK

1. Şifrenizi yanlışlıkla mikro dalga fırınınıza girmeye çalışıyorsanız
2. Gerçek iskambil kâğıtlarıyla yıllardır fal bakmadığınızı fark ettiyseniz
3. 3 kişilik ailenize ait 15 adet telefon numaranız varsa
4. Yan masada çalışan arkadaşınıza e-mail gönderiyorsanız
5. Arkadaşlarını ve yakınlarını arayamama sebebin e-mail adreslerinin olmamasıysa
6. Alışverişten dönerken evinizde aldıklarınıza taşımaya yardım edecek birinin olup olmadığını anlamak için cep telefonunuzu kullanıyorsanız
7. Televizyondaki her reklâm, ekranın altında bir web adresi içeriyorsa
8. Hayatınızın ilk 20, 30 belki de 60 yılında sahip olmamanıza karşın, bugün evinizden cep telefonunuzu almadan çıkmak sizde paniğe yol açıyor ve almak için geri döndürüyorsa
10. Sabah uyandığınızda kahvaltıdan önce online oluyorsanız
11. Gülümserken başınızı yana yatırıyorsanız : )
12. Bu yazıyı okuyorsanız, başınızı sallıyor ve gülümsüyorsanız
13. Daha da kötüsü, bu yazıyı kimlere forward edeceğinizi şimdiden biliyorsanız
14. Listede 9. maddenin olmadığını fark edemeyecek kadar meşgulseniz
15. Yukarı çıkıp listede 9. maddenin olup olmadığını kontrol ettiyseniz ve şu an kendi kendinize gülüyorsanız
2007 Yılında yaşıyorsunuz demektir.

16 Aralık 2007 Pazar

NARKİSSOS'U ANLATAN BİR ÖYKÜ



Narkissos, kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden yakışıklı bir delikanlıydı. Bu delikanlı kendi görüntüsüne öylesine vurgunmuş ki, günün birinde göle düşüp boğulmuş. Onun göle düşüp boğulduğu yerde de bir çiçek açmış, bu çiçeğe nergis adı verilmiş.
Ama kendi yazdığı öyküyü böyle bitirmiyordu Oscar Wilde.
Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas'ların onu bir acı gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulduklarını yazıyordu Oscar Wilde.
-Neden ağlıyorsun? diye sormuş Oreas'lar.
-Narkissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebilirdin yakındın.
-Narkissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran Oreas'lar. Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu!
Göl bir süre sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:
-Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
OSCAR WILDE

13 Aralık 2007 Perşembe

PARANIN NE ÖNEMİ VAR

Ünlü düşünür Eflatun, öğrencilerinden birini birgün kumar oynarken gördü ve onu şiddetle azarladı. Öğrencisi, ortadaki paraları göstererek kendini savundu:
"Fakat çok az bir parasına oynuyordum, hocam" dedi.
Eflatun, bu yanıt üzerine öğrencisine, bir de ders verdi.
"Kaybettiğin para umurumda değil" dedi. "Ben seni, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."

3 Kasım 2007 Cumartesi

ÇİN BAMBU AĞACI

Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.
Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:
Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.
Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.
Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.
Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.
Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.
Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk soru şudur :
Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.
Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik ?...

Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
Bir süre için çalışın,
Bir süre tahammül edin,
Her zaman inanın,
Ve hiçbir zaman geri dönmeyin.